Acılı Anne

“Yetemedim ben sana; yetişemedim ben sana; düştüğünde kaldıramadım ben seni. Yeterince iyi bir anne olamadığım için beni bağışla Allah’ım. Onlar izin vermese de benim seni görmem gerekiyordu. Seni tek başına ölüme terk etmemeli idim. Seni o soğuk, kurallar ile dolu yatakta tek başına bıraktığım için beni affet. Rabbim yeterince iyi bir anne olamadığım için beni affet.”

Sanki gök yarılmış da yeryüzüne ağıt yağıyordu. Ölmeden önce son bir kez daha yavrusunu görmek için çırpınıp duruyordu ama işe yaramadı. Yavrusunun ilaç kokan soğuk ve delik deşik bedenini ona teslim ettiklerinde “Bu ne vicdansızlık.” diye haykırdı. “Ne olurdu görüşme saatleri dışında da görüşmeme izin verseydiniz de onu son bir kez daha görebilse idim onu.”

Sırtını duvara vermiş usul usul ağlayan başka bir anne onu izliyordu taki eşi yoğun bakım servisinden çıkıp “Gel ve gör evladını, son bir kez” diyene kadar. Sicim sicim akan göz yaşlarını silecek hali yoktu. Onu ayakta tutan tek şey duvardı. Bir adım daha atsa bayılacaktı. Bayılmadı ama adım da atmadı son bir kez de olsa evladını görmek için. Evladını o halde görmeye yüreği nasıl dayanırdı ki!

O gün servisten iki küçük soğuk beden cennete uğurlandı. Bir anne “Yetemedim ben sana” diyerek uğurladı evladını; diğeri “Benim evladım yaşıyor; ne bu telaş” diyerek uğurladı evladını. Bir ömür, yetemediği için kalan evlatlarını unutacak belki de ilk anne; bir ömür; evladının geri gelmesini bekleyeceği için kalan evlatları ile ilgilenmeyecek belki de ikinci anne.

Bir başka anne ise kendisini acımasızca suçlamanın ya da duygularını inkâr etmenin işe yaramadığını fark ettiğinde ölümün soğukluğuna rağmen hayatına devam edebilecek gücü bulacak.

Fark Etmek Hayatı Kolaylaştırır…

 

Acılı Anne
Geri Dön